Sevdamız Türkiye

Geri git   Sevdamız Türkiye > SEVDAMIZ TR TÜRK OCAĞI > TÜRK DEVLETLERİ

TÜRK DEVLETLERİ Büyük Türk Devletleri Hakkındaki Herşeyi Burada Bulabilirsiniz

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Görünüm
Alt 02-20-2009, 01:05 PM   #51
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Han


Eski Türklerde hükümdarlık unvanı. Osmanlılar'da “padişah” manâsına gelmek üzere, han unvanı kullanılmıştır.
Han kelimesinin eski kullanılış şekli “hang” olup, en çok kullanılan manâsı, Farsça'da “şah” kelimesinin karşılığıdır. Eski Türklerin, kendilerine büyük görünen her şeye “han” unvanını verdikleri Orhan, Denizhan, Dağhan, Kamhan, Gökhan gibi kullandıkları isimlerden anlaşılmaktadır.

Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lügât-it-Türk’ünde Uygur oymaklarının “kan” şeklinde kullandığını yazıyor. Zamanla, Oğuz Türkçesi'nde kaf’ın ha’ya dönüştüğünü belirtiyor. Bu durum katûn=hatun, kangı=hangi gibi kelimelerde de görülür.

Türklerde, Müslüman devletlerden ilk defa Karahanlılar, paralarında “Han” tabirini kullandılar. Selçuklular ve Harezmşahlar'da han, asilliğin en yüksek ifadesiydi. Moğollarda da Cengiz Han ve haleflerince kullanılan han tabiri, eski Bozkır şehirlerinin isimlerinde de (Hanbalık ve Purshan gibi) geçerdi.

Orta Asya’da Hive Hanlığı, Buhara Hanlığı gibi küçük Türk devletlerinin hükümdarları ile Delhi Türk İmparatorluğunda hükümdar, vezir ile ileri gelen devlet adamları bu unvanı kullanmışlardır.

Osmanlı padişahları ise, Çelebi Sultan Mehmed’den itibaren, devletin yıkılışına kadar, diğer hükümdarlık unvanlarının yanında “Han” tabirini de kullandılar. Osmanlılarda bu unvan, ayrıca Kırım giraylarına da veriliyordu.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 01:06 PM   #52
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Harbiye Nazırı


Askerlik işleriyle alâkalı dairenin başı.
“Millî Müdafaa Vekili” ve şimdi de “Millî Savunma Bakanı” isimleriyle karşılanan bu unvan, Osmanlı hükümetine 1908 Temmuzunda kurulan Said Paşa kabinesiyle girmiştir. Ondan evvel bu görevi yapana “Serasker” denilirdi. İlk Harbiye Nazırı Ömer Rüşdü Paşadır.

Harbiye Nazırlığına (Nezaretine), askerliğin en yüksek rütbesi olan müşirler (orgeneral) tayin olurlarken, 1908 inkılabından sonra, feriklerden (korgenerallerden) Harbiye Nazırı olanlar olduğu gibi, orduyu gençleştirmek fikriyle bir aralık rütbesi mirliva olan Enver Paşa, bu göreve getirilmiştir. Harbiye Nazırının başında bulunduğu daireye “Harbiye Nezareti” denilirdi.

Harbiye Nazırlığı, Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar devam etmiştir.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 01:06 PM   #53
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Haremeyn


Kendisine “Seyyidü’l-Harameyn (Haremeyn’in Efendisi)” diye iltifat edilince; “Ben Seyyidü’l-Haremeyn değil, Hâdimü’l-Haremeynim (Haremeyn’in hizmetçisiyim)” diyen Yavuz Sultan Selim Han zamanında, Osmanlı hakimiyetine giren Haremeyn’e (Mekke ve Medine), Osmanlı sultanlarının hepsi, büyük hizmetlerde bulundular. Mekke ve Medine’nin imarıyla, buralardaki mukaddes makamların korunması için “Haremeyn Evkafı” adı verilen bir vakıf teşkilâtı ve Haremeyn Evkafı Nezareti kurdular. Bu teşkilâtı, 1586 senesine kadar kapıağaları idare etti. 1586 senesinden sonra Darü’s-Saâde Ağasının idare ettiği Haremeyn Evkafı Nezaretinin gelirleri, devamlı arttı. Elde edilen bu gelirlerle Haremeyn’deki cami, mescit ve medrese gibi hayır kurumlarının inşası ve tamiri yapıldı. Ayrıca Haremeyn’de bulunan fakir kimselerin ihtiyaçları karşılandı. Haremeyn Evkafının gelirleri, 18. yüzyılda 1.300.000 kuruş, giderleri 1.250.000 kuruşa ulaştı. Bu kuruluşun, Haremeyn Hazinesi adı verilen bütçesinin hesaplarını Haremeyn Muhasebeciliği, denetimini Haremeyn Müfettişliği yaptı. Gelir kaynaklarını Haremeyn Mukataacılığı işletti. Haremeyn Evkafının düzenli gelirleri dışında, saray mensuplarından mirasçı bırakmadan ölenlerin mal varlığı, Haremeyn Evkafına kalır, sivil ve asker vazifelilerin aylıklarının 25 liranın üstündeki tutarının yüzde 10’u Haremeyn İkramiyesi adıyla maliyece kesilerek hazineye aktarılırdı. 1826 senesinde Evkaf-ı Hümâyun nezareti kurulunca, Haremeyn Nezareti bu kuruluşa bağlanmaksızın idare edildi. 1834 senesinde, Haremeyn işleri için, bir müdürlük kuruldu. Daha sonra bu vazife Haremeyn Evkafı Nezaretince yürütüldü. 1838’de Haremeyn Evkafı Nezareti kaldırılarak, Haremeyn Evkafıyla ilgili hizmetler Evkaf Nezareti tarafından yürütüldü.
Osmanlılar zamanında Haremeyn’le ilgili vakıflar kurularak gelirleriyle Haremeyn’e hizmet ***ürüldüğü gibi, her yıl hac mevsiminde düzenlenen Surre Alaylarıyla, devlet adamlarının ihsanları ve halkın hediyeleri Haremeyn’e gönderildi. Bu ihsan ve hediyelerle, Haremeyn’deki eserler tamir edildi, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderildi.

Ayrıca Mekke ve Medîne’de vazife yapan ilmiye sınıfı mensuplarına veya diğer devlet vazifelilerine, başka yerlerde çalışanlara göre, daha yüksek derece veya pâyeler verildi.

Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra Suudoğullarının idaresine geçen Haremeyn’de, çevre düzenlemesi ve genişletme bahanesiyle yapılan çalışmalar sırasında, pekçok Osmanlı eseri yıkılmıştır. İngilizlerin geleneksel İslâm ve Osmanlı düşmanlığı sebebiyle yaptıkları telkinler neticesinde, asırlar boyunca Haremeyn’de meydana getirilen Osmanlı eserleri tahrip edilerek yok edildiğinden, bunlardan günümüze pek azı kalmıştır
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 01:07 PM   #54
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Has


Osmanlı Devleti toprak rejiminde, yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan dirlikler için kullanılan tabir. Bu tabire, Harezmşahlar, Memlûklar ve Anadolu Selçuklu Devleti'nde de rastlanır.
Osmanlılarda yeni fethedilen yerlerin tahriri yapılırken arazi; timar, zeamet ve has olarak üç kısma ayrılırdı. Fatih Kanunnamesi’ne göre yıllık vergi geliri 100.000 akçeyi geçen mîrî topraklar, has statüsündeydi. Bu arazilerden padişaha ayrılanlar için “Hass-ı Hümâyûn” tabiri kullanılırdı. Hass-ı Hümâyûn gelirinin bir kısmı devlet hazinesine girerken, bir kısmı ise padişaha ait olurdu. Valide ve hanım sultanlar ile padişahların kızlarına ve kızkardeşlerine ait olan haslara “paşmaklık” denilirdi. Beylerbeyi, sancakbeyleri ve vezirlere tahsis olunan haslara ise “havâss-ı vüzerâ” adı verilirdi. Bu hasların yıllık gelirleri, bir milyonla bir buçuk milyon akçe arasında değişirdi. Has sahiplerinin vergilerini toplamak üzere, “voyvoda” denilen görevliler tayin edilir, bunlar haraççılar ve cizyedârlarla birlikte has gelirlerini tahsil ederlerdi. Has sahibi, arazisini kullanan köylü iyi işleyemezse, elinden alıp başkasına verebilirdi.

Sefer vukuunda, bütün has sahibi paşalar ve sancak beyleri, hassının miktarına göre, Anadolu’da her 3000 akçesi için, Rumeli’nde 5000 akçesi için, tam teçhizatlı ve savaşmaya kadir bir atlı askeri savaşa ***ürmeye mecburdular. Sulh zamanında bu paşaların ve sancak beylerinin maiyetinde, “daire halkı” denilen bir kısım kuvvet bulunurdu. Bunlar, çevrelerinde asayişi temin ederlerdi. Kısaca jandarma ve polis görevini yerine getirirlerdi.

Has, zeamet ve timar arasındaki tek fark şuydu: Has, memuriyetin bitmesiyle sahibinin elinden alınır, fakat zeamet ve timar, evlâda intikal edebilirdi. Diğer hukukî menfaatler bakımından, haslarla zeamet ve timarın bir farklılığı yoktur.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 01:08 PM   #55
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Haseki (Hasekiler)


Hükümdarların hizmetinde bulunan şahıslara verilen isim.
Saray teşkilâtında haseki ismi verilen zümre, İslâm devletleri içinde yalnızca Memlûk ve Osmanlılar'da mevcuttu. Memlûklar'da sultanın birinci derecede kölelerinden teşkil edilen bu zümreye “el-cemâat’il-hasekiyye” ismi verilmişti. Hükümdarların her bulunduğu yere giderlerdi. Bunlar, emirliğe namzet olup, sayıları ilk zamanlar 20’yi geçmezken sonradan 1000’i aşmıştır. Hasekiler maaşlarından başka, sultandan hediye alırlar, diğer hizmetkârlardan farklı olarak, sırmalı elbise giyerler ve kılıç taşırlardı. Ayrıca yaptıkları hizmetler bakımından, Osmanlı saray teşkilâtı içinde has oda gılmanlarına benzerlerdi.

Osmanlı devlet teşkilâtında üç grup haseki vardı. Bunlar; harem-i hümâyûndaki kadınlardan, bostancı ocağından ve yeniçeri ortalarından alınırlardı.

Harem-i hümâyûnda padişahın yakın hizmetindeki kadınlara “hünkâr hasekisi” denilirdi. Hünkâr hasekilerinden eğer erkek çocuğu doğan olursa, bunlar Haseki Sultan ismini alırlardı. Hasekilerden en seçkinine Kadın Efendi unvanı verilirdi.

On sekizinci asırda sayısı 300’ü bulan, küçük bostancı zâbiti rütbesinde ve haseki ismi verilen bir sınıf mevcuttu. Bunlar, kırmızı çuhadan elbise giyerler, bellerinde “gaddâre” denilen gümüşlü bıçak taşırlar, yaka ve kemerleri ile diğer bostancılardan ayırt edilirlerdi. Bostancılardan haseki tâyin edildiği zaman merasim yapılır, asası verilir, o da kendi eliyle kurban keserdi. Bostancı hasekilerinin 60’ı, padişahın gerilerinde (yanında) bulunurdu. Paşa kapısı ile saray arasında telhiscilik yaparlar, ayrıca sadrazamın yanında daimî bostancı hasekisi bulunurdu. Padişah, kayıkla gezintiye çıktığında, kayığın baş tarafında haseki ağa otururdu. İstanbul’dan taşraya gidecek gizli haberleri, bostancı hasekileri ***ürürlerdi.

Hasekiler, merasimlerde başlarına mahturî külah, arkalarına kırmızı çuhadan dolama (kaput) ve bellerine “gaddâre” denilen hançer sokarlardı. Merasim haricinde, başlarına barata isimli kırmızı külâh giyerlerdi.

Bostancı hasekilerinin on ikisi “tebdil hasekisi” ismini alır ve padişah, tebdîl-i kıyafet ederek saray dışına çıktığında beraberinde bulunurdu. Bostancı hasekileri, 1829’da kaldırıldı ve ihtiyarları emekli edilip, gençleri rikâb-ı hümâyûn hademesi olacak şekilde talim ve terbiye edildi.

Yeniçeri hasekileri: Ocağın 14, 49, 66 ve 67. ortalarına mensup yeniçerilere verilen isimdir. Aynı zamanda bu ortalara “haseki ortaları” adı verilirdi. Bu orta mensupları, yeniçeriler arasında ağa unvanını haiz itibarlı askerlerdi.

Fatih Sultan Mehmed Han (1451-1481) devrinde kurulan yeniçeri hasekiliğinin vazifeleri şunlardı: Padişahla ava giderler ve av köpeği beslerlerdi. Padişah, saray dışına çıktığında, dört haseki kumandanı, padişahın atının, ikisi sağında, ikisi solunda dururlardı. Haseki ortalarının en kıdemli kumandanına, baş haseki denir ve terfi ettiğinde “turnacıbaşı” olurdu. Haseki bölükleri, yaya ve atlı olmak üzere iki sınıftı
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
sözlüğü, tarihi, terimler
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Görünüm

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Felsefik Terimler mavikaranlık Felsefe 23 10-20-2014 04:44 PM
Alfabetik Rüya Sözlüğü netrolizer Rüya Tabirleri 28 08-01-2010 11:09 PM
ADSL Terimler Sözlüğü netrolizer Konu Dışı 1 08-06-2009 10:01 AM
Voodo Sözlüğü MeTaLBuLLeT Konu Dışı 0 02-23-2009 04:42 PM
Gitar Sözlüğü:) MeTaLBuLLeT Hobi Dünyası 2 02-22-2009 04:29 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:09 AM .


Powered by vBulletin Version Gizlenmiştir.
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu Site Vbulletin'den Süresiz Lisanslanmıştır.
sevdamiztr.Com %100 Safe Website
Destek olmak için 1 kere tıklayınız. / Kapat !