Sevdamız Türkiye

Geri git   Sevdamız Türkiye > SEVDAMIZ TR TÜRK OCAĞI > TÜRK DEVLETLERİ

TÜRK DEVLETLERİ Büyük Türk Devletleri Hakkındaki Herşeyi Burada Bulabilirsiniz

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Görünüm
Alt 02-20-2009, 12:39 PM   #26
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Çorbacı


Kapıkulu ocaklarına eleman yetiştiren 31 bölüklü acemi ocağı ile Osmanlı ordusunun piyade (yaya) askerini teşkil eden bölük zâbitlerinin unvanı.
Cemaat denilen yeniçeri ortası çorbacılarına “yayabaşı” veya “serpiyâdegân” denildiği gibi, bölük denilen ağa bölükleri çorbacılarına “bölükbaşı” ismi de verilirdi. Çorbacılar bazen “subaşı” unvanını da alırlardı. Çorbacıların kıdemlisine, yeniçeri ortalarında “yayabaşı”, bölüklerde de “başbölükbaşı” denilirdi. Çorbacılar, kırmızı çuhadan kollu cübbe, ince gömlek, kırmızı şalvar, ayaklarına sarı mest pabuç ve başlarına börk giyerlerdi.

Yaya bölük komutanı olmalarına rağmen atları vardı. Çorbacılar, bölüklerin bütün işlerinden sorumlu olduğu gibi, büyük suçlar hariç, maiyetindekilere ceza verebilirdi.

Yeniçerilerin, İkinci Mahmud Han zamanında kaldırılmasından sonra, “çorbacı” yerine “ortaağası” tabiri kullanılmıştır.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 12:40 PM   #27
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Çuhadar


Osmanlı Devleti'nde sarayın büyük memurlarından ve padişahların hizmetlerinde bulunanlardan birine verilen ad.
Çuhadan yapılmış bir elbise giydikleri için bu adla anılmışlardır. Bulundukları mevkilere göre yetkileri değişmekteydi. Sultan Çelebi Mehmed zamanında kurulan çuhadarlık, saraydaki mühim memuriyetlerdendi.

Çuhadar ağa unvanına sahip olan kimse, padişahın hizmetinde bulunup, ona en yakın dört ağadan biri olurdu. Hasodabaşı ve silahtar ağadan sonra üçüncü derecede önem taşırdı. Çuhadar ağa olan, ata binerek hünkârın gerisinde gider ve padişahın yağmurluğunu taşırdı. Hükümdarın kaftan ve kürklerine bakmak da bunun vazifesiydi.

Ayrıca padişahın bayramda camiye gidişlerinde ve merasimlerde halka para saçardı. Çuhadar ağanın maiyetinde, hizmetlisi olarak iki lalası, aşağı koğuşlardan birer kullukçu ve birer zülüflü baltacılarıyla ikişer sofalı, birer heybeci ve ikişer yedekçileri bulunurdu. Çuhadar terfî ederse, silahtar olurdu. Şayet saraydan dışarı hükümet hizmetlerinden birine çıkarılacak olursa, kendisine beylerbeylik veya vezirlik verilirdi
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 12:41 PM   #28
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Dalkılıç (Serdengeçti)


Osmanlı Devleti'nde muhasara edilen kaleye girmek veya düşman ordusu içine dalmak için fedaî yazılan asker.
Bunlara “serdengeçti” de denirdi. Bunlar toplu halde düşman ordusunun sağ, sol veya arkasından hücum ederlerdi. Ölümü hiç düşünmeyen bu yiğitlerin hücumları, pek dehşetli olur ve ekseriya daldıkları ordunun moralini bozar, içlerine korku salarlardı. Napolyon, birkaç yüz dalkılıç meydana çıktığında bunların önünde durmanın güç, mağlup olmamanın ise imkânsız olduğunu beyan eder.

Kuşatması uzayan kalelere, serdengeçtiler, gece merdiven kurarak yalın kılıç içeri girerler. Bütün kale efradına karşı gözlerini kırpmadan kılıç sallarlardı. Bunlar için şehitlik, adeta mukadderdi. Az da olsa sağ kalanlar olurdu. Bunlar gerek kumandanları, gerekse arkadaşları tarafından çok iltifat görürlerdi. Din ve devlet için başlarını vermekten çekinmeyen bu yiğitlerin sağ kalanlarına mükâfatlar verilir, “serdengeçti ağası” tabiriyle hürmet gösterilirdi.

Yeniçerilerin bozulmasıyla serdengeçtiler de eski ehemmiyetini kaybettiler, ocak kaldırılınca, “dalkılıç” “serdengeçti” de kendiliğinden kalkmış oldu.

Özlüyorum Malazgirt, Niğbolu ve Kosova’yı
Şimşek nallı rüzgâr atlar üstünde,
Dalkılıçlar biçerken ovayı ...
Yaşasaydım aaah öyle bir günde!
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 12:42 PM   #29
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Devşirme


Saray hizmetleriyle, Bostancı Ocağı ve Yeniçeri Ocağında istihdam edilmek üzere Osmanlı Devleti'nin Hıristiyan halkından topladığı çocuklara verilen isim.
Orhan Gâzi devrinde, yalnız Türklerden teşkil edilen Osmanlı ordusunun kâfi gelmemesiyle, harpte ele geçirilen güçlü ve kuvvetli esirlerden faydalanma yoluna gidilmiştir. Böylelikle “Pençik Oğlanı” denilen ve her beş esirden birinin alınması yoluyla bir ordu teşkil edilmiştir. Sultan Birinci Murad zamanında, Pençik Oğlanı teşkilâtı bir kanuna bağlanarak, Gelibolu Acemi Ocağı kuruldu. Böylece, Kapıkulu Ocağının temelleri atılmış oldu.

Acemi Ocağı teşkilâtı daha sonraları ihtiyaç nispetinde genişletildi ve yeni kanunlarla, daha mükemmel bir hâle kondu. Fütuhâtın ilerlemesi üzerine, bir taraftan askere olan ihtiyaç, diğer taraftan siyasî hadiseler neticesinde ordu mevcudunun azalması, Pençik Oğlanından başka Devşirme ismiyle Osmanlıların Rumeli’deki topraklarında bulunan Hıristiyan tebaadan ocağa yeniçeri namzedi olarak efrad alınmasını gerektirdi. Bu suretle, Hıristiyan tebaa evlâdından asker devşirmek için, bir Devşirme Kanunu yapıldı. Bu yeni kanunla, baştan başa gayrimüslim olan Rumeli halkı yavaş yavaş Müslümanlaştırılacak, böylece Müslüman olmuş askerle Türk ordusu kuvvetlenecekti. İki yönlü faydası olan Devşirme Kanunu, artık eski ehemmiyetini kaybeden Pençik Kanunuyla asker alınmasının yerine geçmiş, kuvvetli ve sürekli olarak iki buçuk asır devam etmiştir.

Devşirme işiyle birinci derecede Yeniçeri Ağası alâkadardı. Ağa, gerek Acemi Ocağı ve gerek diğer hizmetlerdeki acemilerle, Türk çiftçilerinin hizmetlerinde bulunan acemileri göz önünde bulundururdu. Yeniçeri Ocağına Acemi Oğlanı verilmesi ve Acemi Ocağına oğlan alınması, hep onun ¤¤¤kiresiyle olurdu. Bunun için devşirmeye lüzum hâsıl olunca, Yeniçeri Ağası bir arîza ile dîvâna müracaat ederek ihtiyaç miktarını gösterirdi. Bunun üzerine, kanun gereği Osmanlı ülkesindeki muhtelif mıntıkalara memurlar sevk olunarak sancakbeyleri, kadılar, topraklı süvari ve zeamet sahiplerinin de yardımlarıyla acemi efrat devşirilirdi. Devşirme için, ocak tarafından bir emin ile bir memur tayin olunması kanundu. Başka yerden olamazdı.

Devşirme memuru, vazifesinde tamamen serbestti. O tayin olunduğu mıntıkada her bir kadılığı, yani kazaları gezip görerek, kanunî vasıfları haiz olmak şartıyla, sekiz-on ve on dört yaş arasında kırk hanede bir oğlan hesabı üzere çocuk devşirirdi. Devşirme memuru, bu çocukları alırken kadılar, sipahiler veya vekilleri ve köy kethüdaları da hazır bulunurlar ve bir suiistimal olmamasına dikkat ederlerdi. Devşirilen çocuğun köyü, kazası, sancağı, baba ve anasının ve sipahisinin isimleri, doğum tarihi ve bütün özellikleri bir deftere yazılır ve bu defter iki nüsha olarak biri devşirme memurunda bulunur, diğeri de çocukları sevk eden sürücüye verilirdi.

Kanun üzere, Hıristiyan çocukların en asil olanları seçilirdi. İki çocuğu olanın biri ve birkaç çocuğu olanın müsait olan en sıhhatlisi ve yakışıklısı seçilirdi. Bir oğlu olanın çocuğu alınmaz, babasının hizmetine bırakılırdı. Alınacak çocukların orta boylu olmasına dikkat edilirdi. Anası ve babası ölmüş çocuklar, terbiyesi noksan ve aç gözlü olacağı düşüncesiyle, devşirmeye müsaade edilmezdi. Sığırtmaç ve çoban oğullarıyla genç sığırtmaç ve çobanlar, kel ve köse olanların da alınmamaları kanundu.

Devşirilen çocuklar, yüzer, yüz ellişer, iki yüz veya daha fazla gruplar hâlinde, muhafızların nezaretleri altında hükümet merkezine sevk edilirlerdi. Bunların, yollarda kaçmamaları ve değiştirilmemeleri için, sıkı tedbirler alınırdı. Devşirmeler, devlet merkezine gelince iki, üç gün istirahat ettirilir, daha sonra yeniçeri ağası tarafından, sarayda görev yapacaklarla kapıkulu ve bostancı ocağına gidecekler seçilir ve padişaha arz edilirdi.

Devşirme Kanunu, bilhassa 17. yüzyılın başından itibaren, Hıristiyan çocuklarının gerekli tetkik ve muayeneler yapılmadan alınmaları, tutulması gerekli olan eşkâl defterine pek ehemmiyet verilmemesi üzerine bozulmaya başlamıştır. Bu durum, Yeniçeri Ocağına, devşirme efradının alınmasından vazgeçilmesine yol açmıştır. On sekizinci yüzyıl başlarında, yalnız Bostancı Ocağı için 1000 devşirme toplanmışken, aynı yüzyılın ortalarında, devşirme usulü kesin olarak bırakılmıştır.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-20-2009, 12:43 PM   #30
hüzün_adamı
Yarbay


 
hüzün_adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Tuna Nehri Kıyısı
Mesajlar: 981
Tecrübe Puanı: 177
hüzün_adamı isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Donanma (Eğlence, Şenlik)


Osmanlı Devleti'nde mübarek günlerde, bayramlarda, Osmanlı ordularının zafer dönüşlerinde, padişahların çocuklarının doğumlarında ve düğünlerde yapılan şenlik ve gösterilere verilen isim.
Düğün ve sünnet düğünleri dolayısıyla yapılan şenlik ve gösterilere “Sûr-i Hümâyûn” adı veriliyordu. Bu şenlikler ve gösteriler, üç gün üç geceden az, kırk gün kırk geceden de çok olmazdı. Fakat istisna teşkil edip, kırk gün kırk geceden daha fazla süren donanmalar da olmuştur. Bu donanmalar esnasında, denizde ve karada fener alayları, ışıklandırmalar tertip edilir, top, tüfek ve fişek atışları yapılır, çeşitli oyun ve yarışlar düzenlenirdi. Bu millî ve köklü Osmanlı geleneği, devrin tarihçileri tarafından kaydedilmiştir. Ayrıca bu devrin ünlü şair ve edebiyatçıları, manzum ve mensur olarak bu şenlikleri, eserleriyle dile getirmişlerdir. Böylece edebiyatımızın parlak sayfalarına yenileri eklenmiş oldu. Meselâ, düğün şenlikleri adına “Sûrnâme”ler, büyük zaferler adına “Zafernâme”ler, bayramlar için “Iydiyye”ler, Ramazân-ı şerîflerdeki şenlikler ve donanmalar için “Ramazânnâme”ler, Miraç geceleri için “Mi’râciyye”ler, Mevlid geceleri için “Mevlid” kasîdeleri yazıldı. Bu millî kültür mahsulleri, asırlarca zevk, lezzet ve ruhaniyetleriyle gönüllerden gönüllere akarak devam edegeldi. Bu donanma ve şenlikler, İslâm dininin çizdiği meşru sınırları taşmazdı. Donanmaları, başta padişahlar olmak üzere, sadrazamlar, vezirler ve diğer devlet erkânı da teşrif ederek neşe, sevinç ve saadeti halkla paylaşırlardı.

Bu şenliklere, yabancı devlet adamları, büyükelçiler de davet edilirlerdi. Donanmalar, hem karada hem de denizde tertip edilirdi. Şehzadelerin, özellikle de ilk şehzadelerin doğumları münasebetiyle yapılan donanmalar, diğerlerinden daha uzun süre yapılırdı. Meselâ, Sultan Üçüncü Ahmed Han, ilk oğlu Şehzade Mehmed Efendinin doğumunda, beş gün beş gece donanma yapılmasını ferman eylemişti. İkinci oğlu Şehzade Selim Efendi için de, üç gün üç gece donanma şenlikleri yapıldı. Padişah ve devlet erkânından başka, halk da şehzadelerin doğumuna pek sevinir ve ehemmiyet verirdi. Bazı defalar, doğumlarda, donanma şenlikleri yapılmayıp, fukaraya sadaka, tekke ve zâviyelere yardım yapılarak halkın gönlü alınırdı. Bazen de, yangın çıkması endişesiyle, donanmalara izin verilmezdi.

Donanma şenliklerini düzenlemekle görevli memura, “Donanma Muhtesibi” denilirdi. Donanmalar esnasında, İstanbul’un çarşı ve camileri, pazar yerleri, hanlar, hâneler, limandaki gemiler, özellikle saraylar, baştanbaşa çeşitli renkte kıymetli kumaşlarla, bayrak ve flamalarla süslenirdi. Mahyalar ve fener alayları yapılırdı. Gündüzleri, Sultanahmed Meydanında, İbrahim Paşa Sarayında, Bâb-ı Hümâyûnda, Alay Köşkü önünde, Dolmabahçe Sarayında, Vaniköyü’nde ve diğer eğlence ve mesire yerlerinde tertip edilirdi. Geceleri şehir baştanbaşa ışıklarla donatılır, belirli aralıklarla top, tüfek atışları yapılırdı. Fişekler fırlatılırdı.

Donanmalar, padişahların fermanıyla ilan ve tespit edildikten sonra, fermanın sadrazamın otağına gelmesiyle birlikte başlardı. Kalabalık dolayısıyla düzenin bozulmaması için “tulumcu” denen özel görevliler tayin edilirdi. Donanmaların masrafına, başta padişahlar ve diğer devlet erkânı olmak üzere, halk da kendi çapında katılırdı. Fukaraya sadaka, hediye dağıtılır, nefis ziyafetler çekilirdi. Böylece halk mesrur ve mesut edilirdi.


On dokuzuncu asırda (1843) İstanbul’da bulunan tanınmış Fransız edibi Gerard de Nerval, o yılın Ramazanının birinci gününde gördüğü sevinç ve şenlikleri hayranlıkla dile getirmeye çalışmış, İstanbul’un temizlik ve zarafetine, halkının nezaketine, burada tattığı huzur ve saadete hayran kalmıştı. Yazdığı hatıralarda bunları gıptayla dile getirmektedir.


1858 yılında, Sultan Abdülmecid Han, dört şehzadesini birden sünnet ettirmişti. Bu münasebetle, İstanbul’da Sakızağacı’ndan Ihlamur’a kadar arazi seçildi. Bugün buraya Topağacı denilmektedir. Nişantaşı’nın altındadır. Sayısız ve pek süslü çadırlar kuruldu. Rengârenk âvizeler içinde on binlerce mum, geceleri ortalığı adeta gün gibi aydınlatıyordu. Zaten bütün İstanbul donatılmıştı. Dört şehzade ile birlikte, tam 10.000 Müslüman evlâdı da sünnet edildi. Uzak şehirlerden ana babalarıyla gelenler ve bu şenliklere katılanlar da çoktu. Tek kelimeyle, şahane bir şenlikti.


Fransızlar, böyle şenliklere “Fete Imperial” adını verirlerdi. Fakat, onların tasavvur ve hayallerinin ulaşamayacağı hâlisâne merhamet ve şefkatin semeresi olan bu donanma şenlikleri, onların şenliklerine hiç benzemez, sünnet edilecek çocuklar, özellikle fakir ailelerden seçilirdi. Devlet erkânının çocukları da, yine bu düğünler sırasında sünnet edilirdi. Böyle düğünler, devletle tebaanın gönülden kaynaşması ve sevişmesinin, derin bir muhabbet ve şefkatin semeresidir ve Osmanlı toplumunun tam bir huzur cemiyeti olduğunu göstermektedir.


Bu donanmalar sırasında, Osmanlı toplumunun kuruluşları, bütün sanat erbabı, yeni hamleler kaydederlerdi. Devlet ve tebaanın, sanat ve edebiyatın ve tekniğin bütünleştiği böylesine leziz bir kültür geleneğine, hiçbir millet sahip olmamıştır. Batı dünyasında yapılan şenlik ve eğlenceler, iğrenç bir sefahat ve ahlâksızlık ve zulüm örneği olarak, insanlık tarihinin sayfalarını karartmıştır. Bu Osmanlı şenliklerini bizzat müşahede eden yabancı bilgin, tarihçi ve devlet adamları bile hayranlık ve takdirlerini belirtmektedirler
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Bu yalan dünyada, kahpelikler arasında yaşamaktansa; kafamıza sıkmıyorsak, ölümden korktuğumuzdan değil:
Sevdiklerimizi üzmekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten çekindiğimizdendir...
hüzün_adamı isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
sözlüğü, tarihi, terimler
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Görünüm

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Felsefik Terimler mavikaranlık Felsefe 23 10-20-2014 04:44 PM
Alfabetik Rüya Sözlüğü netrolizer Rüya Tabirleri 28 08-01-2010 11:09 PM
ADSL Terimler Sözlüğü netrolizer Konu Dışı 1 08-06-2009 10:01 AM
Voodo Sözlüğü MeTaLBuLLeT Konu Dışı 0 02-23-2009 04:42 PM
Gitar Sözlüğü:) MeTaLBuLLeT Hobi Dünyası 2 02-22-2009 04:29 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:02 AM .


Powered by vBulletin Version Gizlenmiştir.
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu Site Vbulletin'den Süresiz Lisanslanmıştır.
sevdamiztr.Com %100 Safe Website
Destek olmak için 1 kere tıklayınız. / Kapat !